6 Ağustos 2016 19:26
-A +A
Mehmet Ali

Türkiye Sevgisi İmandandır

İlk duyduğum andan itibaren aklımın kulaklarına sağduyu ilham edildi. Bir abdestin bedene vereceği serinlikten çok, ruha vereceği sabır fikri ile musluğu koştum. Besmele çektim. Besmeleden sonra abdest dualarını unuttum. Ya rabbim! bu bir hayal olsun, bu bir uyku hali olsun, Ya rabbi bu bir kâbus olsun…

Yılların öfkesinin kalbe baskı yaptığı ve zihinsel buhranların dolaşımı etkilediği bir anda duanın gücü ile ayakta kalabildim. Oturmak mı kalkmak mı? Yoksa yüksekçe bir yere çıkıp Ey ülkem sana canım feda!  Demek arasında kararsızlığın arasında bocaladım.
Gömleğimin kollarını düzeltip düğmelerini ararken; hayatımın bir film şeridi gibi geçişi ile duygularımın zirvesine çıktım. Annemin sesi, babamın öfkesi kulaklarımı deliyor; oğlumun her şeyden habersiz koşuşturması, eşimin sukutu ve kardeşimin öfkeli dilinden çıkan bedduası…
Her şey karışıyor; sesler, öfkeler, sukut velhasıl her şey…
Şimdi sarılsam anneme, beni bugünler için doğurdun, büyüttün, şimdi helal et hakkını desem… Hayır, hayır ağlarım… O da ağlar bırakmaz…
Babama ben çıkıyorum desem ve gitme dese, giderim biliyorum. Bana engel olamaz.
Korkularım, şeytanın vesveseleri, lakırdıları ve tereddütler…
 Cuma gününün son saati, mübarek bir günün nihayeti,  gönül coğrafyamın son kalesi bir huzur adası ülkem, Türkiye’m ve milletimin üzerinde bir el, bir kara el, bir bela… ve ben Allah’a ve ahiret gününe inanan ben evdeyim hala… Neden buradayım?
Uhud’da Ümmi Ümare validemizi düşündüm, Ebu Talha’yı, Abdullah bin Revaha’yı, Vakkasın oğlu Sad’ı, Cahş’ın oğlu Abdullah’ı… Düşünmek değil bu bir cesaret filmi… Belki de bu bir rüya…
Arzuladığımız şehadet, yıllardır vicdanların reddettiği bir hayatın içinde zuhur ediyor. Bir şerrin karanlığı cennetin güneşini müjdeliyor…
Koşmalıyım…  Ayaklarım, dilim, damağım, her şey ama her şey karışıyor…
 Bir ayet okuyorum ; “ Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa 104)  Cesaretim bir kat daha artıyor… Bir kat daha… Bir kat daha…
Çık şu balkona ve haykır dünyaya…
Yeter! Yeter artık Müslümanların başına ördüğünüz çoraplar… Yeter artık! Aylan bebeklere çizdiğiniz rota, Muhammedilere biçtiğiniz ömür; iffetli annelerimize layık gördüğünüz bu namussuz hayat… 17’lik kız kardeşlerimizi ittiğiniz bu karanlık çukur… petrolleri ile birlikte haysiyetlerini çaldığınız şu milletlerin, islam diyarından çıkın artık yeter! Kan sülükleri, leş kargaları, haysiyetsizler! Çıkın artık vatanımın her karışından… Mahremimizin derinliklerinden çıkın artık.
 Çıkıp balkonda haykırmalıyım. Hayır! Haykırmanın değil, meydanlara koşup, Hz. Hamza’ya layık bir duruş ile Uhud’a çıkmalıyım.   
Çıkıyorum dedim… Bu bir hak helalliğiydi ve annemin yüreğine bir evlat hassasiyeti ile dokunmak isteyişimdi…
3 gün sonra bu coğrafyanın kaderi Suriye ile aynı olacak. 5 gün sonra ölüm bizi zaten arayıp bulacak. Ben çıkmalıyım. Uhudda durmalıyım. Bütün korkularımı alıp şu ümmetin yanında olmalıyım. Ölümü hiç bu kadar güzel ve yakın hissetmemiştim. Hiç böyle düşünmemiştim…
Şehadet tam da bu olmalı… Ya bu gece olmalı, ya bu işler olmamalı…
Meğer “ ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm”
O gece kaç kez Rabbimden şehadeti istedim bilmiyorum ama benim gibi kaç milyon insanın o gece şehadeti arzuladığını biliyorum. Rabbim kimilerinin duasını kabul etti. Bizleri de şefaatlerine nail etsin.
Ezanlar susacak, camiler boşalacak, milletim dağıtılan ümmet gibi yani çil yavrusu gibi dağıtılacak öyle mi?
Kim yönetecek peki Nene Hatunun ülkesini? Seyit onbaşının köyünü, Kara Fatma’nın mahallesini?
Irak’a demokrasi getirenler, Suriye’yi yönetenler mi?
Afganistan’ı sömürenler? Pakistan’ı kan gölüne çevirenler mi?
Fas, Tunus, Cezayir’in sınırlarını cetvel ile çizenler mi?
Çanakkale’den geçemeyenler? Antep’te yenilenler mi?
Petrol vampirleri mi? Fuhuş ve organ mafyası mı?  Kimler?
Bütün bu sorular, bu fikirler o kadar hızlı geçiyor ki…
Her şey karışıyor… Sorular, fikirler, duygular, düşünceler…
Ülkem karışıyor, Vatanım karışıyor ve herkes karışıyor…
Dışarıya çıkmalıyım, kalbinde iman olan ve kalpleri vatan diye çarpanlara karışmalıyım…
Yanıma Ülkemin bayrağını alıyorum. Bir ayet el kürsü okuyorum ve “Ya Allah, Bismillah” deyip başlıyorum yürümeye…
Sağımda babam yürüyor,  solumda kardeşim, arkamızda annemin ve bir milletin duası…
Meydan o gece doldu taştı…
Herkes ve her şey birbirine karıştı. Sesler, uğultular, dualar, tekbirler ve gözyaşları…
İslam coğrafyasının semalarında dualar birbirine karıştı. Gök kubbe yankılandı. Ülkem için, bu millet için, ümmet için…
Sen karanlığın son menzili 21. Asır!
Tamamlanacak nurun son merdiveni sen iletişim çağı!
Bilginin cesarete dönüştüğü, imanın yeniden yeşerdiği mekân ey Anadolu!
Şimdi daha iyi anlıyorum vatan sevgisinin imandan olduğunu, bu hadisi daha gür haykırabiliyorum. Daha iyi anlıyorum durduğum şu noktada, herhangi bir vatanın değil, ümmete ümit olan Türkiye sevgisinin imandan olduğunu…
Ne diyordu üstad Necip Fazıl :
 Surda bir gedik açtık mukaddes mi Mukaddes,
Ey kahpe rüzgar ne yandan esersen es! 

Çelikhan Vaizi Mehmet Ali Çetinkaya


Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

mehmet ali

11:23 11 Ağustos 2016

teveccühünüz, Allah sizden de Razı olsun
1000

mehmet ali

18:43 15 Ağustos 2016

teveccühünüz, Allah sizden de Razı olsun
Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Alıntı Yazarlar
Anket

Duyurular
Linkler
  • Ekonomi

Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
2013 www.celikhanajans.com tüm hakları saklıdır. Softmedya Haber Scripti Yazılımı