29 Eylül 2017 18:09
-A +A
Mehmet Ali

Bu Yazıyı Okumayın...

Baldırı çıplak deve çobanlarının binalar yükseltmek için yarıştığı bir zamanda, insan yetiştirmek için gösterilen çabaların pozitif ilimlerden ibaret olduğunu; yetişmiş insandan kastın ise icazetname olduğunu görüyorum.

Yetiştirdiği insanları ile anılmayan şehirlerin, taştan yapılı binaları ile övündüğünü, insanı önemsemeyen şehirlerin bir zelzele sonrasında binalarının da yok olmaya mahkûm olduğunu görüyorum.
Büyük maliyetler sarf edilen devasa masaların etrafında toplananların, her fasıla için bir toplantı yaptıklarını fakat toplantıların ruhu olan istişarenin mum gibi eridiğini her gün biraz daha fark ederek görüyorum.
Dava nedir sorusuna verecek hiçbir cevabı olmadığı halde kalabalıklar karşısında davayı! Hararetle savunarak anlatanların yalnızken kendi savundukları davalarından davacı olduklarını görüyorum.
Kimliklerinde İslam yazan bir ümmetin çarşı ve pazarlarında, cadde ve sokaklarında, hane ve yuvalarında cahiliyenin şirkinin, nifakının, cani ve canavarlığının kalıntılarını görüyorum.
Elbisesine sıçrayan necaseti nerden ve nasıl geldiğini tartarken milimetrik hesap yapıp elbisesinin helalden mi haramdan mı geldiğini hesaplamayanları görüyorum.
Dindarlığı şekile/surete indirgeyip, indirgemeci bir anlayışla dini zihinsel bir fantezi haline getiren diğer yandan slogan ile yaşayıp, siyasal düşünen fakat dindarlığın ahlak ve edep boyutundan uzak insanların gündelik menfaatler uğruna ayetleri ağızlarına nasıl doladıklarını görüyorum.
Ticareti, sanatı, edebiyatı velhasıl dünyaya ait bütün uğraşları dinden ayrıymış gibi telakki edip, kendini dindar diye tarif eden ve sevap defterini bir takım basit eylemlerle doldurarak kısa yoldan cenneti hak etmek ve göz boyayıp sıratı geçmeye çalışan dindarların! Çoğaldığını görüyorum.
Abdest, namaz, oruç konularını en ince ayrıntısına kadar öğrenmeye çalışanların varlığına imrenirken topluma ait enkazın altında vefanın, sevginin, merhametin ve dostluğun kırılan, dökülen, dağılan parçalarını görüyorum.
“Nerden geldiği sorgulanmayan dünyalık” ile sevinirken, geleceğe dair nice plan kuran fakat bu planlarının sonunda ölüm olduğunu unutan, ölüm sonrası hesabı, hiç hesaba katmayanları görüyorum.
Binaların yükseldiğini, belaların alçaldığını; evlerin büyüdüğünü huzurun küçüldüğünü; maddi rahatın artmasıyla birlikte manevi hastalıkların arttığını görüyorum.
Kutsal mekânlara seyahat turlarının çoğaldığını, sabah namazlarına rağbetin azaldığını; ramazanda hatimlere rağbetin arttığını, Kuran’ın hayata aktarılmasındaki rağbetin azaldığını, dini programların arttığını fakat samimiyetin azaldığını görüyorum.
Meallerin arttığını, meaninin zorlaştığını, kitapların çoğaldığını tefekkürün azaldığını, bilginin kolaylaştığını, düşüncenin yozlaştığını görüyorum. 
.......................
daha nicesi ve nicesi görüyorum....
.........................
..................................
Kuranın söylediği çağın belamlarını, piramit ülkesinin firavunlarını, kervan sahibi karunları, çağdaş ibn selülleri görüyorum.
Görüyorum ki bir sineğin kanadına muhtaç insanlık
Görüyorum ki vahyin sesine muhtaç kalpler
Görüyorum ki Kuran’a inanan insanlar yeniden samimiyete muhtaç.
 
Çelikhan Vaizi Mehmet Ali Çetinkaya

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Anket

Duyurular
Linkler
  • Ekonomi

Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
2013 www.celikhanajans.com tüm hakları saklıdır. Softmedya Haber Scripti Yazılımı